Doğuş Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Zeynel Abidin Kılıç, bir bilgi notu gönderdi. Bilgi notunda, Doğuş’un yeni sayısında “Şehrimde Güvendeyim” konusunu ele alacağı yazılıydı.
Zeynel Abidin devam etmiş: “Polisleri görünce güven mi duyuyorsunuz, tedirgin mi oluyorsunuz?” “Gece evinize korkmadan gidebiliyor musunuz?”. “Semtinizde size korku salacak, endişe duyduğunuz olaylar var mı?”. Can alıcı soru ise şöyleydi: “Ben bu ülkede, şehirde güvendeyim” diyebiliyor musunuz?
Yukarıda yöneltilen sorulara hem “evet” hem de “hayır” cevabım var. Şahsi tecrübe ve gözlemlerimden hareketle, bu cevapları vermeye çalışayım, ve sonra da, yaşadığımız bu ülke ile ilgili düşüncelerimi ifade edeyim.
Önce, “evet’in” cevabını vereyim: Günlük yaşamımda hemen hemen hiç polis görmüyorum. Dolayısıyla tedirgin de olmuyorum. Gecenin her vaktinde evime korkmadan, çekinmeden gidiyorum, aklıma her hangi bir şüphe gelmiyor. Etrafımızda bize korku salacak, endişe duyacağımız olaylara şahit olmuyorum. Çünkü, ben küçük bir köyde yaşıyorum. Sokakta herkes birbirini tanıyor ve selamlaşıyor, kısa da olsa sohbet ediyor. Kısacası, yaşadığım köyde güvendeyim diyebilirim.
“Hayır, güvende değilim” cevabıma gelince: On yıllarca yaşadığım, gençlik, öğrencilik yıllarımın, STK mücadelemin geçtiği, her mahallesinde onlarca hatıralarımın olduğu şehir Amsterdam’da, maalesef kendimi genel anlamda güvende hissedemiyorum. Hele, Amsterdam’ın bazı bölgelerini dolaşırken, her an bir olay, bir kavga, bir sataşma oluverecekmiş gibi düşüncelere kapılıyorum. Daha on beş, on altı yaşlarında olan gençlerin gruplar halinde dolaşmaları, köşe başlarında üç beş polisin belirmesi, zabıtaların dolaşması ve sayısını bilemediğimiz sivil emniyet mensuplarının hissedilmesi, ister istemez insanın tedirgin olmasını beraberinde getiriyor. Bu tedirginlik, orada yaşayan göçmenlerde, sanki bağışıklık yaratmış ve günlük yaşamın bir parçası haline gelmiş. Dışarıdan gelenler ise, söz konusu güvensizliği görebiliyor.
Gelelim son, can alıcı soruya. Konu ülke olunca mesele değişiyor elbette. Hollanda genelinde esen siyasi rüzgâr ve hakim siyasi atmosfer, insanı huzursuz ediyor. Siyasilere eskiden beri var olan güvensizlik, bir kez daha pekişiyor. Mevcut koalisyon hükümeti, yeni siyasi aktörler, yani çömezler her hafta, her ay insan haklarını ihlal eden, mültecileri, göçmenleri hedef alan yasa tasarılarını tartışıyorlar. Küresel gelişmeler karşısında, örneğin İsrail’in Filistin’de uyguladığı soykırım meselesinde, tarihin yanlış yerinde durmayı tercih ediyorlar. Birleşmiş Milletler’in özel Filistin raportörünün(*) bulgularını, gözlemlerini, tespitlerini duymak ve dinlemek bile istemiyorlar. İşte böyle bir siyasi atmosfer Hollanda’da insana güvensizlik duygusu veriyor ister istemez.
Meseleyi özetlersek, benim köyümde kendimi bireysel olarak güvende hissetmem, şehir ve ülke genelindeki güvensizlik yanında fazla bir şey ifade etmiyor maalesef. Eski dönemlerde, Amsterdam ve Den Haag’da yapılan gösteriler, sivil toplum kuruluşlarının topladıkları imzalar, siyasilere gönderdikleri mektuplar bir mana ifade ediyordu. Verilen toplumsal tepkiler karar vericilerin, tartıştıkları yasa önerilerini, yeniden gözden geçirmelerine vesile oluyordu. Şimdiki hükümet ve siyasiler, bilimsel araştırma kurumlarının ve uzmanların yayınladıkları raporlara, sadece ‘tavsiye’ deyip geçiyor.
Gençlik yıllarımdan itibaren, sol ideolojiye karşı çıksam da, bireysellik yerine toplumsallık düşüncesine inandığım için, mensup olduğum toplumun, Müslümanların, Türklerin, göçmenlerin; son siyasi gelişmeler karşısında endişe duyduklarını, tedirgin olduklarını ifade edebilirim. Bireysel ve kurumsal ırkçılık ve ayrımcılık başta olmak üzere, insan haklarının ihlali yönündeki yasa tasarıları, ‘özgürlükler ülkesi’ olarak bilinen Hollanda’nın imajına yakışmadığına dikkat çekmek isterim. Karar vericilerin ve onları destekleyen ırkçıların unutmaması gereken bir gerçek: Hollandalılarla göçmenlerin karşılıklı uyumu ve Hollanda’yı birlikte inşa etmeleridir.
Veyis Güngör
12 Şubat 2025
(*)Birleşmiş Milletler’in uluslararsı insan hakları avukatı ve raportörü Francesca Albanese, İsrail Başbakanı Netenyahu’nun tutuklanmsı ve yargılanması için bir rapor sunmuştu. Hükümet partileri bu bayanın mecliste konuşma yapmasını istemiyorlar ve sert bir şekilde eleştirerek ‘antisemitist’ olduğunu vurguluyorlar.